İnsan Olmak

Herkes her zaman iyi insan olduğunu düşünür. Kimse ben çok kötü biriyim, kötü huylarım var demez. Herkes dört dörtlüktür kendince. Ama birde madalyonun öteki yüzü var.

Şimdi tek tek sıralayalım;
– Bugün hiç tanımadığınız biri ile selamlaştınız mı?
– Asansörde karşılaştığınız birine gülümseyip Merhaba dediniz mi?
– Sizden bir şey isteyen birine yok demek yerine birkaç cümle ile yanıt verdiniz mi?
– Sabah evinizden çıkarken tekrar dönmeyecekmiş gibi sevdiklerinize sarılıp vedalaştınız mı?
– Birini kırmadan önce empati yapıp kendinizi onun yerine koydunuz mu?

Sanırım bütün soruları hayır yanıtı alıyorum. Aynı şeyi bende yaptım asansörde gördüğüm kişilere gülümseyerek Merhaba demedim. Evden çıkarken akşam geleceğimin garantisi var gibi görüşürüz dedikten sonra arabaya yöneldim. Özümü anneannesinin arabasına bindirip hiç öpmeden kendi arabama bindim. Yolda yavaş giden, önüme kıran, yol vermeyen, sol şeridi yavaşlatan herkese küfürler edip korna çaldım. Evet ben bugün kötü bir insanım kabul ediyorum 🙂
Ama neden böyleyiz?

Nedeni yok sanırım. İnsanız çünkü. İnsan olarak ne sabrımız kaldı ne samimiyetimiz ne güvenimiz. Zaten her şey sorun değil mi? Parasızlık, trafik, borçlar, sevgisizlik, işsizlik, hastalık daha birçok sayamadığım olumsuzluklar. Hayata iyi tarafından kimse bakmaz. Borcum var ama bir işim var çalışıp kazanıyorum zamanla ödüyorum kimse demez. İşim var ama maaşım az diye sızlanmak yerine en azından gününde aldığım bir maaşım var işsizde kalabilirdim diye kimse mutlu olmaz. Nedense insanlar önce kötüyü görür ona üzülmeyi seçer. Hep böyle olmuştur. Polyannacılık değil bu söylediklerim. Mesela karşınızda ki insanla kavga ederken ağzınızdan çıkan şeyleri kulağınız duymaz. Ama sonra düşünmek gerekir. Ben ne dedim ne yaptım. Empati burada devreye giriyor. Empati yapacaksınız ya konu ne olursa olsun. İyi veya kötü. Bir şey yapmadan önce bir şey demeden önce empati kuracaksınız karşınızdaki insanla. Bunu dersem ne düşünür? Bana deselerdi ne yapardım?

Biraz aynaya bakmayı bilsek Dünya daha yaşanılır hale gelir. Günümüzde artan intihar vakaları hep bu yüzden sanırım. Kişiye bakıyorsunuz işi var parası var ailesi var ama mutsuz. Ama çıkmazda. Ve değişmeyen bir gerçek var. İnsanlar kişiye verdikleri değeri ancak kaybettiğinde anlıyorlar. Maalesef ki böyle bir acı gerçek var. Başına kötü bir şey gelecek veya en son nokta ölecek sonra kafalarını nereye vuruyorlarsa vursunlar. Ben neden üzdüm neden öyle davrandım neden öyle dedim vicdan azabıyla uğraşıp dursunlar. En baştan empati yapıp ağzımızdan çıkanı kulağımız duysa kimse kimseyi kırmaz üzmez. Kalp kırmak çok kolaydır çünkü dilin kemiği yok istediğinizi söyleyebilirsiniz. Ama kırdığınız bir kalbi isteseniz de düzeltemezsiniz. Söz yarası geçmez çünkü.
Neyse yine konuyu dağıttım farkında olmadan. İnsan olmak her şeyden önce iyi insan olmaktan geçmeli. İyi kalpli, yardımsever, düşünceli, anlayışlı diye uzar gider. Kötü olmak çok kolaydır. Önemli olan iyi olup kötülükler karşısında dik durabilmektir. Vay be ne iyi insanlar var diye şaşırıyorum bu aralar. Aslında olması gereken bu ama biz kötülere o kadar alıştık ki tepkimiz bundan ileri gidemiyor. Her şey insanlık için, her şey insan için.
İş, güç, para hepsinin bir kazanma yolu var. Ama aile, eş, dost kazanamazsınız. Sadece değerini bilmeniz gerekir.

Hayatta her şeyin değerini bilip, iyi insan olabildiğiniz her gün için teşekkür eder hoşça kalın derim 🙂

24 Temmuz

Evet nereden başlasam bilemedim. Önce cumartesi gününden bahsedelim 3 ders sınavına girip bugüne bugün mezun olmuş durumdayım hemen belirteyim 🙂 3 senedir İstanbul’a adım atmazken gece yarısı bile olsa köprü havası soluyup kendime geldim.

Hamilelik ve Özüm bebeğin bebekliği dönemi Ümit çok gitti ama biz gidememiştik. Gerçekten çok özlemişim. Pazar sabah kahvaltısını 2 sene yaşadığım Avcılar’da çok zaman geçirdiğimiz sahilde  yaptık. 3 senenin yorgunluğunu bir günde attık sanki..

Evlendiğimiz yerin karşısında oturup kahvaltımızı yapıp Özüm bebekle biraz denize girdik (dizlerime kadar) sonra gezme tozma 24 Temmuz’u bekleme.

İlk anlamı Ümit’in doğum günü olmasıydı. Her sene mutlaka kutladığımız bazen küçük bazen büyük süprizler hazırlanan bir gündü. Bu sene bütün gün koşturmaca geçti pastamızı bir sonra ki gün yiyebildik ama günün diğer anlam ve önemi aylardır peşinde koştuğumuz, devir eden birini bulamadığımız, bulduğumuz da paramızın olmadığı TJK Ganyan Makinesini hiçbir hava parası vermeden almak olacaktı. Oldu da. Bütün gün uğraştık bütün gün koşturduk ama sonucu güzel oldu.

Evet, hala moral olarak çok düşük olsam da gülecek bir sebep sevinecek bir şey bulabiliyorum 🙂

Neyse günün asıl anlam önemini kaybetmeyelim. Bazı insanlar vardır tanısanız da olur tanımasanız da.. “lanet olsun seni tanıdığım güne” dedikleriniz de olur, “ya senelerdir neredesin sen?” diye isyan ettikleriniz de. Daha önce bahsetmiştim. Hayat arkadaşı dediğiniz şey ısmarlama gelen, bununla da evlenmezsem bir daha evlenemem veya yaşım geçiyor bir an önce evlenmeliyim çocuk yapmalıyım diye baktığınız kişiler değildir.

Hayat arkadaşı kafanızın bir olduğu, hayat görüşünüzün bir olduğu özetle sizin BİR olduğunuz kişidir. Bunun sanırım kafa yapısıyla da ilgisi var. Her zaman söylediğim şeyler, yapmacık olmak, rol yapmak, düşüncelerini saklamak veya daha kötüsü duvar örmek. İlişkiyi ilişki yapan şeyler listesinde asla olmaması gereken şeyler. Evet dışarıya çok güzel rol yaparsınız ama iç ilişkiniz de bu olmaz. Olduğu an bittiğiniz andır bence.

Neyse doğum günleri daha çok olacak çok kutlanacak, bu senelik TJK ‘ya bağlıyoruz, sonunda diyoruz.. Az kaldı her şeyin yoluna girmesine. Çok az kaldı..

Çadır Tatili..

Ankara’nın bu soğuk gününde gece başlayıp bir ara mola verip akşam 5’te tekrar başlayan yağmurun da bu satırları yazmak pek eğlenceli olmayacak ama yine de deneyeceğim 😉

2013 senesinde hiç daha önce hayalini kurmadığımız aklımızın ucundan  geçmeyen bir tatil yaptık. Nereye gitsek ne yapsak diye düşünürken eşim gel sadece gezelim,  bütün kahverengi tabelalara gidelim çadırda kalalım dediğinde hayatımın en güzel tatili olacağını hiç düşünmemiştim.

Çadır nedir nasıl alınır nelere dikkat etmeliyiz hiç bir araştırma yapmadan kendimizi bauhaus da bulduk. Ortaya açılmış fırsat reyonundan çokta ucuza bir çadır aldık. Başka bir şeye gerek var mı diye araştırmadan birde karnımız doysun diye sabit duran barbekü tarzı bir mangal aldık çıktık 🙂 o matlar sadece pilates için kullanılır düşüncesindeyiz tabi. 2 battaniye 2 yastık yeter dedik.

Rotayı da İzmir olarak belirleyip yola çıktık. Eşim askerliğini orada yapmış belli ki anlatacak çok anısı var. Yola hep gece çıkmayı severiz. O gün biraz uykusuz olduğumuz için uyuyalım kaçta kalkarsak yola çıkarız dedik ve telefonlar susmayıp bizi yola çıkardı.

 
İzmire gittiğimiz de geç saat olmasına rağmen herkes kordon da geziyordu.  Yemek yedik saatini gördük biraz dolaştık çeşmeye doğru gidelim dedik ama uykusuzluk aşırı bastırınca terkedilmiş bir benzin istasyonunda durup arabada uyumak zorunda kaldık :))

Aa buda keyifli bir şeymiş dedik , daha sonra bir çok kez yapmak zorunda kaldık tabi 🙂

Çeşme de haritadan bulduğumuz bir kamp alanına gittik. Sanki hiç internet kullanmamışız hiç araştırma yapmayı bilmiyormuşuz gibi davranıyor olacağız ki hayatımda gördüğüm bir daha fırsatım olsa asla kalmayacağım bir kamp alanında kaldık. Tabi bilmediğimiz için bize ilk önce orası da güzel gelmişti. Sahili çok yakındı aşırı esiyordu dalgalardan doğru düzgün yüzemiyorduk ama amaç zaten deniz tatili değil kahverengi tabela görme tatiliydi 🙂

İlk gün yorgunluktan sahilde uyuyakalan biz kıpkırmızı olup o işkenceyle matsız düz olmayan saçma sapan eğimli bir yerde çadırda 2 gün kalabildik.. tuvalet rezalet. Duşun suyu akmıyor uzun kıvırcık saçlarıma şampuan sürsem durulanmıyor pislik için de geziyoruz. Kalesini neredeyse bütün kumrucularını gezip çeşme olayını bitirdik.  Kumrucular da çok vakit geçirmemizin sebebi tabi ki elektrik ve tuvalet! Kaldığımız kamp yerinde elektrik yoktu. Vardı da büyük çift kapılı buzdolabıyla gelen devasa çingene çadırı kuran 10 15 kişilik aileler gasp etmişti elektriği.

Neyse kötü anıları bırakıp devam edelim. Didime doğru yola çıktık. Bir gece de orada kalalım dedik. Akşam güzel bir saatte gittiğimiz için sahilinde turlayalım sonra kalacak yer bakarız dedik. İyi ki turlamışız.. Sahil boyu bütün cafelerde oyun havası tuhaf tipler yolun sonuna kadar bir umut gittik ama tek yabancı şarkı çalan cafe vardı içeride de 3 kişi anca vardır. Yok dedik burada kalamayız tekrar yola koyulduk..

Sanırım o gece de araba da uyuduk.. Sonra Efes 7 uyuyanlar Meryem Ana derken yolda bir kaç kahverengi tabela daha gezip son durağımız olduğunu farkettiğimiz bodruma geldik. Artık çok yorulmuş sırt ağrısından ve banyo yapamamaktan delirmiş birde güneş yanığı eziyetini çektğimiz için bir isyanla pansiyon aramaya başladık. Banane çadırdan Ya hu banyo istiyorum tuvalet istiyorum dedim.

Pansiyonlar full dolu. Boş olanlar otelden pahalı derken bir kamp yeri daha aradım. Bir şansı daha hakediyordu kampçılık.. Birde telefondaki bey çok ukala konuştu çok merak ettik nasıl bir yer gidip bakalım beğenmezsek kalmayız dedik ve Gümbet’e doğru yola çıktık.

Aman Allah’ım tuvaletleri var! Hemde tertemiz. Banyosu öyle.. Gezerken birde ne göreyim mutfağı var ve tamamen ücretsiz ocakları? Yok artık dedim Çeşme faciasından sonra 5 yıldızlı otel gibi gelecek bize burası 🙂 Sahili hemen içinde, elektrik trafoları var çek uzatmanı çadıra istediğin gibi kullan mükemmel!! Artık dedik kahverengi tabela yok 3 gün deniz tatili yapalım. Ya bu yaşıma kadar otellerde pansiyonlarda rezil olmuşum. Hayat çadırdaymış. Ne kadar geç yatarsan yat sabahın köründe dinç bir şekilde kalkıyorsun güneş uyutmuyor çünkü ama yorgun değilsin çünkü temiz hava doğadasın.

Bir terlikle 2 elbise ile koca tatili bitirdik. Doğallığın en dibini yaşıyoruz. Yemek için ister mangal yap ister ocağı mutfağı kullan her şey süperdi. En çok şaşırdığım şey ise nedense tek tük insan yapıyor böyle tatil diye düşünüyordum meğer bu bir alışkanlıkmış gelenekmiş. O sene yan çadırımızda kalan komşumuz bir sene sonra karavan almış çocuklarıyla hatta bebekleriyle gelenler. Köpekleri olanlar her şey o kadar güzel ve doğal ki anlatamam. Bir sene sonra doğruca Gümbete gittik arabayı park ettik bir daha da çıkmadık arabayla dışarı. Zaten bebeğimiz olacağını öğrendik o tatilde. Eşim 2 tane dövme yaptırdı. Sırtına Özge yazdırdı ❤ hiç gezmediğimiz  tamamen dinlenmek için gittiğimiz için bol bol kitap okuma doğayı dinleme enerji depolama bebeğimiz için hayaller kurma olarak geçti. Tabi şişme yatağımız dev pompamız uzatma fişimiz çok tecrübeli bir tatil oldu 🙂

 

 
Sonra ki sene bebeğimiz doğduğu için malesef Marmaris’te bir pansiyona gittik. Tatil yaptığımızı anlamadan döndük.. Tek güzel yani diğer köpeğimiz Miçomuz da yanımızdaydı ve anne baba çocuk köpek tatili yaptık 🙂

 

Bu yaz bebeğimiz 2 yaşında olduğu için artık güzel bir büyük çadır alıp tekrar Bodrum’a doğru gideceğiz umarım..

Fırsatınız varsa mutlaka deneyin doğal tatili çadırı kampı pişman olmayacaksınız..

Pişmanlık..

 

İnsanlar çoğu zaman yaptıkları veya yapamadıkları şeyler için pişman olurlar..

Bende bu durum genelde “tüh keşke şöyle deseydim” diye sonradan aklıma gelen söyleyemediklerimin pişmanlığı olur..

Karşımdaki bana ağzına geleni sayar  belki hakaret eder ama ben hep sessizce dinler kırmadan cevap vermeye çalışırım.

Ama ne zaman ki artık bardak taşar o zaman bende taşarım işte!

Şuan hayatımda tam da böyle birşey yaşadım. Değer verdiğim bir ‘arkadaşım(!)’ tarafından hiçte üstü kapalı olmayan hakaret mi desem eleştiri mi desem ortaya karışık ne varsa söyledi sağolsun..

Ben ne yaptım? Sustum biraz.. biraz cevap verdim.. Sonra iş çığırından çıktı ve baktım ki seri hakaretler saçma konuşmalar ardı arkası kesilmeyen yanlışlar tamam dedim. Bu sefer her zaman ki özge olmayacağım. Normalde yaptığı açıklamalar ve ettiği özürler benim için kabul olurdu. Uzatmazdım hiç.. Ama bu sefer uzatacağım.. Bu sefer kendim için uzatacağım. Şu hayatta kimse kimseden üstün değil. Kimse kimseyi sevmek zorunda da değil. Ama sevmiyorsa da sahtelik rol yapmaya da gerek yok sanırım.

Düşündüm ki sözde arkadaşım dışarıdan bakıldığında çok düşünceli ince yardımsever biri gibi görünüyor ama ona hiç bir şey yapmamama rağmen dünyanın ağır sözlerini söyleyebiliyorsa demekki çok güzel rol yapıyormuş 🙂

Bende artık buna izin vermemeye karar verdim. Çünkü bu 3 etti. Çünkü bu son damlaydı. Ben yine birşey olmamış gibi davransam insanlığımı bozmasam  yaklaşık 3 hafta sonra yine bunları yazıyor olurum. Ayrıca sinirlenip üzülmem de yanıma kar kalır..

Meğer ben 4 senedir sürekli izlenen her hareketi eleştirilen  aslında hiç sevilmeyen biriymişim de haberim yokmuş 🙂

Durum böyle olunca bu insanla aynı işyerinde olunca bu sefer dedim hayır özge. Bu sefer sineye çekmek yok. Her kelimesine hala sinirlendiğim konuşmayı da asla silmeyeceğim. Olur da yumuşarsam okur okur ders çıkarırım.

Hayatınız da canınızı sıkan birileri varsa çıkartın gitsin. Bu sizin hayatınız.. Kimse sizden memnun olmak zorunda değil..

İyi akşamlar.

Bebeğimiz Geldi..

Bugün keyfim yok.. Yazıp yazmama konusunda kararsızdım fakat her gün bir yazı olayını bozmayacağım!
Kızımdan bahsedeyim..
Çocukları pek seven biri değildim, işin gerçeği.. Hatta eşim korkardı çok merak ediyorum kendi çocuğun olduğunda sever misin, göreceğiz falan derdi.
Her şey yolunda giderken evliliklerde gelecek bir adımdır çocuk meselesi. Ee malum bayanların yaş korkusu da olunca yapsak mi ? yapalım mı derken oluverdi işte 🙂
İyi ki de olmuş çok başka bir şeymiş. tarifi imkansız muhteşem bir his. Hayatınızda o çok sevdiğiniz adam dışında bir kişi daha ekleniyor. Ve onu deliler gibi seviyorsunuz.

Hastalandığında korkuyorsunuz uyuyamıyorsunuz. Ağladığında dünyalar başınıza yıkılıyor. Güldüğünde ise dünyalar sizin oluyor. Artık hayatta 3 kişi oluyorsunuz. Bir değil iki kişiyi düşünüyorsunuz.

İki kişi için endişelenip korkuyorsunuz. İki kişi için yapıyorsunuz ne yapıyorsanız.
Ve yeni gelen aile bireyinin ikinizin bir parçası olduğunu bilmek, hatırlamak ise paha biçilemez..
Bazı alışılmadık durumları da var tabi..

Bizde değişen durumların en başında iki senedir sinemaya gitmediğimizi sayabiliriz. Alışveriş anlayışımız değişti mesela. Kendimize birşeyler almaya gidip mutlaka ona alıp dönüyoruz. Mutfak alışverişi tamamen değişti. Sadece bebek yemekleri odaklı alışverişler yapılıp eve gelince de “ee biz şimdi ne yicez?” Diye birbirimize bakakalıyoruz.

Her önceliğiniz o oluyor tabi. Onun ihtiyaçları  onun haftasonu onun oyun günleri onun onun..

Hani yukarıda biz 3 kişiyiz dedik ya aslında öyle değil. 1 bebek ve 2 pervane diyelim biz ona 🙂

Tabi bunların hepsini isteyerek yapıyorsunuz. Hep anne babalarımız der ya ” çocuğun olduğunda anlarsın” evet anladık.. O bizim herşeyimiz ve her zaman herşeyin en iyisini hakediyor.
Doğru bir evlilik yaptığınıza inanıyor ve eminseniz hiç durmayın yapın bir bebiş herşey daha da güzel olsun 🙂