Kahvem&Sigaram.9

Yine zorunlu bir ara verdim. İşler güçler diyelim. Daha önceki yazımda bahsettiğim çok kızdığım ve küstüğüm  arkadaşımla barıştık ve sağlık problemleri vardı onlarla uğraştım. Sanırım birkaç hastane gezip her gün bir olayla güne başlayıp sonunda tek bir adres bulunup tedavi aşamasına geçildi. Umarım iyi gelir. Birde kendi öz problemlerim vardı onlarda bir türlü bitmeyince vakit bulamadım.

Ve bir Ipad Pro + Apple Pencil ‘a sahibim.

Heyecandan ölüyordum. O kadar güzel ki.. Doğum günümde annem ve teyzemler birlikte aldılar, daha 2 gün açamadım kutusunu. Vakitsizlik ve kararsızlık peşimi bırakmadı tabi. Geri versem mi? Dursa mı? Aldığıma değer mi? Yoksa bir kenarda durup bekler mi? Artık dayanamadığım an Özüm Bebekte öğle uykusuna yatmasıyla açmam bir oldu. Tek kelime ile MÜTHİŞ!

Biraz deneme yaptım. Procreate programını çözmeye çalıştım. Kağıda çizip ipad’e geçirdim falan derken biraz yol kat ettim.  Tek sıkıntı cidden zamanım yok. Özüm kendi başına uyuyabilse vaktim kalacak ama benimle birlikte uyuduğu için bende uyuyup kalıyorum. Sonra kalktığımda saat 12 oluyor. Ümit’le sohbet muhabbet çay kahve derken gece 2 de anca yatıp uyuyabiliyorum. Neyse bu hafta biraz daha ağırlık vermeye çalışacağım.

Doğum günüm sıradan Özüm Bebek için ayarlanmış avm oyun salonları, yemek yemek ve pasta kesmekle sona erdi. Zaten artık böyle şeylerden keyif almıyorum. Önceden hediyeler geliyordu artık oda pek gelmiyor. Tabi en büyük hediye IPAD PRO oldu ama oda sürpriz değildi. 5 kere Vatan Bilgisayara gidip konuşup almadan geri çıkmıştım. Eninde sonunda olacağı oydu yani o ipad benim olacaktı 🙂

Ali Express siparişlerim teker teker gelmeye başladı. Mektup arkadaşıma ve ortaokul arkadaşıma mektubunu yolladım. Sanırım ulaşmıştır ellerine 🙂

Medicana hastanesi ile kavga ettim. Bir doktor 2 saat bekletip “aa mesaim bitti” dedikten sonra yüzümüze bakmadan çıktı gitti. Başka doktor ne  telefonlara çıkıyor ne sekreterleri telefonları bağlıyor alt tarafı bir sonuç yorumlayacak ulaşamıyoruz. İkisini de müdüre şikayet ettim şimdi birde mail atacağım. Medicana’nın bahçesindeki güzelim çiçekleri konuşturmuşlar çok hoşuma gitti paylaşmak istedim 🙂

Ankara’da felaket bir sabah trafiği yaşıyoruz. Ömrümüz yollarda geçiyor ve gerçekten katil olabilirim çok yakın zamanda. İnsanlar bu kadar bencil bu kadar öküz olamaz diyorum ama maalesef öyleler.

Bu arada Ümit’inde telefon camı kırıldı. Telefonlarla başımız dertte bu ara. Evde de sorunlar bitmiyor. Resmen evin eskidiğini hissediyorum. Özüm artık kısa kısa konuşmaya başladı. Kendi ismini bile söylüyor sadece son heceleri birazcık yutuyor. Köpeklerle arası çok iyi her akşam gogoo(Gold) ve hav hav (Wesley)i gezdiriyor. Ge(l) gi(t) diyerek 🙂 golda mama veriyor gezdirdikten sonra. Zorla Gold mama ye diye baskı yapıyor birde 🙂

İşler yoğun değil ama iş arkadaşımızın hastalığı sebebiyle çok yoğun günler geçirdik. Bir bu hafta durgunuz. Bakalım her an bir olay olabilir diye bekliyorum.

Öz sıkıntılarım geçti mi? Bilemiyorum. Her gün yeni bir şey çıktığı için moral olarak düzelmem mümkün değil, ama üzerimize gelen olayları değerlendirip bir yol bulmaya çalışıyoruz. Sanırım yaşımızdan çok büyük kişilerden daha güçlüyüz, güçlendik bu konuda.

Fazla uzatmak istemiyorum, görüşmek üzere 🙂

Hastane ve Ameliyat

2 senedir hastaneler ile tahlil yaptırmak dışında işim olmadığı için bünye özledi sanırım perşembe günü fena ağrılarla kendimi acilde buldum..

Hastaneye girerken teyzeme “ya özlemişim azıcık yatsam da dinlesem mi?” demiştim ama sadece şakaydı. Doktor gerçekten yatıralım dedi toplam 3 kere. Yetmedi sekreteri aradı Özge Hanım yatmanız gerekiyor diye. Ben ne yaptım? Yatmadım kaçtım 🙂 araştırmak için yatıralım diyorlar ama ben güvenmiyorum. Özel sağlık sigortam var diye böyle rahat rahat onu da yapalım bunu da yapalım diyorlar gibi geliyor. Tıp karşısında böyle ukalalık yapmak doğru değil biliyorum ama 2 sene önce yattığımda çok yanlış tahliller sonuçlar alıp kobay gibi kullanıldım.
O yüzden kaçtım. Şimdi başka doktor arayışındayım. Umarım bulurum.

 

2 sene önce..

Doğum yaptıktan sonra tek özlediğiniz şey uyku oluyor. Bünyeniz o kadar zayıf düşmüşken uyuyup dinlenmek yerine hazır bebek uyuyorken yemek yiyelim film izleyelim çay kahve içelim sohbet edelim derdine düştüğünüz için dinlenme şansınız yok. Hadi hiç birini yapmıyorsunuz diyelim uyuduktan sonra uykunun en tatlı yerinde 2 saatte bir uyanan acıkan bebeğimiz olduğu için zaten uykudan bir şey anlamıyorsunuz.

Dikiş acıları işin en dayanılmaz tarafı. Ameliyattan korkmayın. Ameliyattan sonra ki ağrılardan korkun. En kötüsü 2 gün sürüyor. Doğum ağrılarım dayanılmazdı. Zaten eve girdikten sonrası bir rüya gibiydi. Artık o evde 3 kişisiniz. Bir birey dahil oluyor. Nedir ne değildir ne yapar eder bilmiyorsunuz. Ne kadar kitap okursanız okuyun yine de bilemiyorsunuz. Hamileliğimde doğum iznimi kitaplarla ve televizyon izleyerek geçirdim. Bol bol alışveriş yaptım hiçbir eksiğimiz kalmadı 🙂 sonra kitap alışverişleri başladı. Deliler gibi araştırıp en uygun fiyatları bulup aldım her şeyi. Eski yazılarımda bahsetmiştim. Özel bir dosya hazırladım araştırma bilgilerini yazdım. 4 tane hamile tanıdığıma da yolladım herkes faydalandı.
Neyse konuyu dağıttım iyice.

Safra kesesi ameliyatı daha garipti. Doğum için hastaneye yatmakla hastalık sebebiyle yatmak arasında fazlaca psikolojik fark var. Birinde heyecandan ölüyorsunuz diğerinde korkudan. Birinin sonunda beklediğiniz bir şeye kavuşuyorsunuz diğerinde ne olacağını bilemiyorsunuz. Birde hastanede çok yalnız kaldım. Hatta hiç refakatçi yoktu. Ümit işler yüzünden mecbur İstanbul’a gitti. Annem evde bakıcı ablamızla birlikte Özümle ilgilendi. Teyzemin biri mecbur köpeklerle kaldı diğeri de görev için şehir dışındaydı. Evet çok dinlendim çok uyudum kendimle ilk defa baş başa kaldım ama çok yalnızdım..

Ameliyatı araştırmadım bile. Ne yapıyorlar nasıl yapıyorlar hiç bakmadım. Her şeyi araştıran ben bunu kendi haline bıraktım. Ne olacaksa olsun dedim. Çünkü 32 olması gereken karaciğer değerim 1200 olmuştu ve bir şeyler yapılması gerekiyordu. Neyse oldu bitti artık iyiyim derken şuan yine aynı ağrılar yine hastaneye yatma korkusu.. Korkusu diyorum çünkü artık fazla gelmeye başladı. Zaten moral olarak kötü olduğum bir dönemde birde hastane çekemem.

Neyse ben kaçmaya devam edeceğim. Halletmem gereken çok iş var. Hastaneye yatmam demek her şeyin yarıda kalması demek. Kötü hissedene kadar böyle devam edeceğim.

(Özel hastanede yatmak )
Hastanede yatmanın benim için ilgi çekici güzel yanları da var tabi. Bir kere yatak çok rahat. Yediğiniz serumları saymazsak aslında konforlu bir tatil gibi düşünebilirsiniz. Sabah çok erken saatte gelip kan aldıkları için daha çok erken değil mi ya isyan edebilirsiniz. Televizyon kanalları genelde güzel olmuyor ama benim gibi yanınızda flash disk laptop tablet bilumum elektronikle giderseniz canınız sıkılmaz. Onun dışında ciddi bir rahatsızlığınız olmadığı için kafeterya ve çay kahve makineleri sizin eğlenceniz. Ben Ankara Medicana’da yattığım zaman hangi makinenin kahvesi güzel, kaçıncı kattaki makinede şeker bitmiş biliyordum ona göre davranıyordum. Birde akşam olduğunda o muayene telaşı kalmadığı için hastane bomboş oluyor. Asansör beklemiyorsunuz, bahçe sakin, özel hastane çalışanları özellikle gece nöbetçileri hep pozitif şeker bayanlar oluyor. Resmen hastanede yatmaya özendirme yazısı gibi oldu. Kesinlikle değil. Benim karaciğer değerim yüzünden yatış yaptığım hastanede sorun bulunana kadar evet çok çektim. Ve safra kesem alındı. Ben sadece olayın güzel tarafından bakmaya çalışıyorum. Çünkü 18 ay rahat bir uyku uyumadığım için bana tatil gibi gelmişti hastane.

Herkes sağlığına dikkat etsin lütfen. Hastalığın şakası olmaz. Şimdi yine yatacağım hastaneye. Şu an iyi tarafından baktığımda kesinlikle kendime IPAD PRO alırım. Bol bol resim çizer siteme yazı yazarım diye düşünüyorum.
Her şeyin başı sağlık ve her hastalığın başı bozuk psikoloji diyor ve EN SEVDİKLERİNİZİN DAHİ canınızı sıkmasına sizi üzmesine izin vermeyin, hoş çakalın 🙂

 

Mektup Arkadaşlığı

Çok nostaljik değil mi? Günümüz teknolojisinde ya ne gerek var e-mail varken diyenleri duyar gibiyim. Öyle değil işte. O kadar basit değil 🙂

Bir kere kendi el yazınız, belki parfümünüz sizden bir parça gidiyor sevdiklerinize. Benim ilk ve son mektup arkadaşım benden bir yaş büyük halamdı. Biz küçükken sürekli mektuplaşırdık. Renkli renkli zarflar çiçekli böcekli kağıtlar acaba ne anlattı ne yazdı merakı ile kapıda postacı beklemeler..

Kendisi Eskişehir’de oturduğu için ve o zamanlar cep telefonu gibi bir iletişim aracımız olmadığı için ancak mektupla haberleşirdik. Hoşumuza da giderdi. Ben Eskişehir’e gideceğim zaman ev telefonundan arayıp mektupları da getir tekrar okuyalım derdi.
Bende mektup hastalığı okul hayatımda da sürdü. Ortaokul arkadaşımla derste mektuplaşırdık. Ya hatta eşime bile ara ara mektup yazarım :)Çantasına yastığının altına bir yerlere gizler bulmasını beklerim 🙂

Geçen yazımda bahsettiğim gibi http://www.mutlulugunpesinde.com/ Şeyma’nın yazısında görüp ben neden yapmıyorum dedim ve ilk mektup arkadaşımdan ilk mektubumu beklemeye başladım. Bugün gelir diye umuyorum. Hatta sanırım ortaokul arkadaşıma ulaşıp adresini alıp ona da sürpriz mektup yazmayı planlıyorum 🙂
Tabi yeni nesil mektup arkadaşlığı değişmiş. Zarfın içine minik hediyeler süs eşyaları konuluyormuş. Genelde yurtdışında oturan insanlar değerlendirilip onların hayatları, kültürleri, kim oldukları paylaşılıp aynı zamanda dil geliştirme yabancı dil öğrenme olaylarına giriliyormuş. Çok güzel değil mi? Bayıldım tek kelimeyle. Yabancı bulduğum arkadaşım henüz yazmadı ama sorun değil benimde aliexpress siparişlerim henüz gelmedi.

Bir sürü şirin zarf kağıt siparişi verdim. Minik hediyeler istedim. Bu hafta içi gelir sanıyorum. Zaten deliler gibi kırtasiye alışverişi hastalığım var pek iyi olmadı benim için ama hobi değil mi? Mutlu eden hobiler arasında işte !

Mektup arkadaşınızı nasıl bulursunuz?

Ben iki arkadaşımı da instagramdan buldum. Önce yabancı olanı buldum sonra onun listesinde ki Türkler kim diye bakarken Türk olanı buldum 🙂 #penpals #lookingforpenpals #penpalswanted bu etiketlere insanlar kendileri hakkında bilgi verip arkadaş aramalarını belirtiyorlar. Gerçi ne yalan söyleyeyim şuan ki yaş ortalaması çok düşük geldi bana. Ya da ben çok büyüdüm artık bilemedim 🙂

Özel açılmış penpal siteleri de varmış ama denemeye gerek yok sanırım. Zaten hep söylediğim gibi çok vaktim olmadığı için 4 5 arkadaş yeterli şimdilik.

Mektup arkadaşlığı için en uygun Alışveriş adresi Aliexpress :

Piyasada 5 10 tl ye aldığınız her şey emin olun aliexpresste sadece 1 2 $. Sadece biraz bekliyorsunuz gelmesi için. Benim gibi sabırsız biri değilseniz beklemeye değer. Aldıklarımdan birkaç fotoğraf paylaşıyorum.

Mektup gönderirken en yakın ptt sizin işinizi çözer diye umuyorum. Açıkçası yurtiçi mektuplardan değil de yurtdışı mektuplar korkutuyor beni ya gitmezse? Ya doğru adres bulunmazsa diye ama Çin’den aldığım bir şey bana geliyorsa demek ki mektubumda gider diyerek rahatlıyorum birazcık 🙂

Hiç tanımadığınız biriyle ne konuşursunuz?

Tabi ki kendinizi tanıtırsınız. Siz kendinizi ne kadar tanıtmak isterseniz o kadarını anlatırsınız. Sevdiğiniz şarkılar, kitaplar , filmler, yemekler, sevmedikleriniz, Türkiye gerçeği ve yalanı, okulunuz işiniz aileniz kısaca ne isterseniz anlatırsınız. Karşı taraftan gelecek cevapla beraber zaten şekillenir ve yeni bir dost arkadaş kazanabilirsiniz. İncik boncuk şeyler seviyorsanız mutlaka deneyin derim 🙂 Bazen farklı insanlarla konuşmak dertleşmek iyi gelebilir. Başka hayatlar tanımak sizi değiştirebilir. Tabi eminim bu işi yanlış şekilde kullanmaya çalışanlarda olacaktır. Moralinizi bozmayın. O insanlardan maalesef her yerde var. Onlar için yapacak hiçbir şey yok. Aile terbiyesi, kültür seviyesi, kendini geliştirme, insanlık v.b. özellikleri gelişmemiş insanlar onlar. Siz söyleseniz de öğretseniz de onlar değişmez. En güzeli engelleyin gitsinler.

Umarım biraz olsun unutulmaya yüz tutmuş tarihin gelmiş geçmiş en büyük ve bence en güzel iletişim araçlarından olan mektup hakkında bilgi vermiş birazda sizi özendirmişimdir.
Denemeniz dileğiyle mutlu kalın 🙂

Bu arada mektup arkadaşım olmak isterseniz iletişime geçebilirsiniz 🙂

Kahvem&Sigaram.8

Tam 1 aydır telefonum kırık. Özüm bebek sağ olsun ekranımı kırdı. Nasıl yaptın kızım dediğimizde eliyle telefonu tutup ısırdığını söylüyor. Tam olarak nasıl yaptı bilemiyorum ama benim bütün işlerimi aksattı ondan eminim.

Tatile gidip geldikten sonra bayram tatiliydi. Hiçbir şey yapmadık. Telefonum olmadığı için bayramlaşma faslını bile yapmadım kimseyle.

Tatile gideceklere unutmadan bir tavsiye : Slipstop (www.slipstop.com.tr ) kaymaz tabanlı terliğimsi. Havuzda denizde evde okulda oyun ve spor salonunda diye reklam yaptıkları ve çok başarılı oldukları için önermem lazım. Bu terliğimsi nesne ile havuzda yolda banyoda hiç düşmeden deli gibi koşturan ve hiç ayağı kaymayan bir Özüm bebek vardı. Büyükler içinde numaraları mevcut. Seneye kullanması için hem kendime hem ona almayı düşünüyorum. Mutlaka inceleyin.


Yeni köpeğimiz Wesley kanlı ishal oldu. Bir hafta onun tedavisi ile uğraştık. Tuhaf bir şekilde önüne koyduğumuz yemeği asla yemeyen köpek düzgünce konuşunca “hadi oğlum yemen lazım lütfen” dediğimiz gibi yiyor yemeğini. Onun dışında kafasını bile çevirmiyor. Çok zayıfladı çok halsiz düştü ama Ümit ve benim elimden kurtulamadı tabi 🙂 Hastalıktan kurtardığımız kaçıncı köpek oldu ben hatırlamıyorum. Ama o iri cüsseli köpek birden zayıf çelimsiz bir hal aldı ama toparlıyor. 2 gündür daha iyi gözüküyor. Umarım bir daha hasta olmaz. Hem maddi hem manevi çökertti 5 günde bizi 🙂


Tatil güzeldi, tatil köyü güzeldi. Ama bir ara sinirden ortalığı ayağa kaldırmak üzereydim. Bütün animasyon ekibi Rus. Çocuk kulübüne Özümü aktivite yapmasını istiyoruz herkes Rus. Çocuklar Rus. Türkçe konuşan yok. Antalya’da daha önce kaldığım otelde ilk anons Türkçe bile değildi. Bu tatil köyü oradan yırttı. Önce Türkçe giriş yapılıp kalanı hep Rusça devam etti. Sinir oldum. Bütün çalışanları Rusça bir şeyler söyleyerek karşıladı beni. Yahu burası Türkiye! Türkçe konuşun dedim. Ama abla otel yönetimi istiyor dedi. Yahu sen Türkiye il sınırları içerisinde bir otelsin. Rus müşterin geliyorsa kalkıp buralara bırak onlar Türkçe öğrensin! Ülkemize gelen onlar, uyum sağlamaya çalışan biz. Çok kızdım çok. Otelden ayrılırken hayatımda ilk defa bir yer hakkında görüş bildirdim. Biraz fazla uzun yazdım ama umarım okurlar.

Gerçi kızıyorum ama daha sonra Türk müşteriler gelmeye başladı. Bayram tatiliyle birleştiren geldi ve keşke dedim hep Ruslar gelse 🙂 Böylede dengesizim işte. Ne kural biliyorlar ne kibarlık. Çocukları desen inanılmaz şımarık. En azından Rusların böyle rahatsızlıkları olmuyordu. Neyse zaten koksaki virüs salgını ile uğraştığımızdan Özüm bebekle ilgilenmekten tatil yaptık mı yapmadık mı anlamadan döndük.

www.suskumru.com sitesi bir sayfa yapmış. Ben nasıl ulaştım hatırlamıyorum ama takip ettiğim bloglar sayfasında bana da yer vermiş. Buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum kendisine. Hem yer verdiği için hem de başka kaliteli blogları tanıttığı için. Hepsini tek tek inceleyip kim neler yazıyor nelerden bahsediyorlar diye bakarken http://www.mutlulugunpesinde.com/ sayfasında biraz fazla kaldım. Neden mi? Çünkü mektup arkadaşlığı diye bir olayın içinde ve benim çok sevdiğim çok özlediğim bir eylem olduğu için hemen bende başlamalıyım bu işe dedim. Bir yabancı ve bir türk olmak üzere iki mektup arkadaşı buldum bile  Türk olan dün mektubunu Ptt’ye verdi bile bakalım yakın zamanda gelir umarım 🙂 onunla ilgili başka bir yazı yazacağım.

Başka gelişmeler oldu mu? Pek bir şey olmadı aslında. Her zaman ki gibi yoğunluk, koşturmaca, trafikte delirmeler çıldırmalar geçiyor günler. Doğum günüm yaklaşıyor 🙂

Projem ile ilgili hala bir gelişme yok 🙂 sanırım o işten vazgeçtim. Ama başka bir şeyler yapayım diyorum. Mesela online satış? Bilemedim henüz. Şimdilik bitiriyorum. Öğle tatilim sona erdi. Mektup arkadaşlığı başlığımda görüşmek üzere mutlu kalın 🙂

Yaz Tatili

Ümitsiz çıktığımız ikinci uzun yolum ve bir daha çıkmayı düşünmüyorum. Geçen sene Marmaris’e 12 saatte gitmiştik. Bu sene yakın bir yere gidelim Antalya olsun dedik yine 12 saatte gittik 
Özüm’den dolayı araçta sigara içilmediği için mecbur bir sürü mola veriyoruz. Hem Özüm sıkılmıyor, hem biz sigara çay kahve molası veriyoruz. Bu sene tatil tamamen Özüm kaynaklı oldu. İşlerin yoğunluğundan kaynaklı Ümit gelememe durumunda kalınca anne annemizle birlikte gittik.
Her tatil başlangıcı gibi gidiş çok heyecanlı ve keyifli, dönüş çok işkence olması gerekirken bizde durum tam tersi oldu. Giderken işkence çektik dönüşümüz daha rahattı.

Giderken yaptığımız hataların en başında yemek mola yerleri geliyor. Ankara-Antalya arası Özdilek’te mola verince oranın büyüsüne kapılıp hem mağazalarda gezdik hem de yemek yiyelim dedik ve 2,5 saat çıkamadık oradan. Çok güzel bir yer, manzarası güzel , mağazaları özel, ortada ki havuz çok hoş, panayır gibi bir yer yapmışlar. Birde eksiklerimizi alalım diye migrosa giriyorsanız tamamen geç kalmış bir uzun yol sizi bekliyor demektir.

Araç kullanırken eğer haritadan faydalanacaksam mutlaka adresi kendim yazmak isterim. Bana yollanan yer bildirimini kullanmamaya çalışırım. Nitekim bu sefer kullandım. Hayatımın hatası! Yolu o kadar çok uzattım ki (zaman olarak) keskin virajlar ve 50km üzerine çıkmayan ben. Dön dön dön yol bitmedi, virajlar bitmedi bir ara arabayı sağa çekip hüngür hüngür ağlayasım geldi.

İlk gün hala-dede ziyareti sonrası akşam saatlerinde otelimize gittiğimizde rezervasyonumuzun iptal olduğunu öğrenip nedendir bilinmez çok sakin karşıladık. Gidip kale taraflarında yemek yedikten sonra tatilsepeti sitesinden bulduğumuz yeni bir otele doğru yola çıktık. 60 km sonra Kemer’e ulaşıp güzel bir tatil köyüne girdiğimizde saatler gece 01’i gösteriyordu. İlk günümüzde yağmur yağması sebebiyle sahilin kapanması dışında pek bir terslik yaşamadık. Güzel bir tatildi, babamızda olsa daha güzel olacaktı ama seneye artık.

Tatil için söyleyecek çok şey yok. Her tatil gibi çabuk geçti hiçbir şey anlamadık ve dönüş çok üzücü ama rahattı çünkü gece çıktık yola. Klima yok güneş yok yoğunluk yok. Bol uyku 30dakikada kahve-sigara molası 8 saatte geldik Ankara’ya. 2 saatlik uyku ve iş başı kısmına girmiyorum.

Tatil köyü mantığı kafama yattı. Otelden iyi ama yürüme mesafeleri bazen zor gelebiliyor. Yani tatil zamanının çoğunu bir yerden bir yere gitmek için harcadık. Ama doğayla iç içe olması büyük bir artıydı benim için çünkü biz Ümit’le çadırcıyız 🙂

Ama şöyle bir ayrım yapabiliriz. Dinlenmek için otel veya tatil köyüne, kafa dinlemek için çadır tatiline gidebiliriz bundan sonra.
Özüm kolluklarla yüzmeyi öğrendi. Kolluksuzda giriyor havuza ama denizden pek hoşlanmadı. Bizde ailecek havuz sevmeyen insanlar olmamıza rağmen özümün hatırına son günlerimizi hep havuzda geçirdik. 29 aylık bir bebeğe göre yüzme konusunda cesaretli ve girişken tavırlarıyla seneye tatil dışında hafta sonları havuz biletini şimdiden kaptı diyebilirim. 🙂

Tatil dışında çok anlatılacak biriken şey var kahvem&sigaram serisinde görüşmek üzere..